Faydalı Bilgiler

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR

Tuzla iyileştirme yöntemlerinin yaygınlaşması 19.yüzyılın ortalarında Polonyalı Dr. Felix Botchkowski'nin tuz madenlerinde çalışan işçilerin akciğer hastalıklarına yakalanmadıklarını keşfetmesi ile başlar.

Kuşkusuz öncesi de vardı, bugüne kadar devam etti.

Eksi iyon ile ilgili bazı bilimsel görüşler:

Bilimsel araştırmalar kristal tuz lambalarının eksi iyonları %300'e kadar arttırabileceğini kanıtlamıştır. İyonlaştırılmış hava büyük oranda havada taşınan bakterileri de azaltabilir.

Eksi iyonlar havanın vitaminleridir. (Dr. E. R. Holiday)

Eksi iyonlar çok acı çeken hastaları sakinleştirir. (Dr.Komblueh)

Eksi iyonlar yanıkları daha çabuk kurutup daha az yara iziyle daha çabuk iyileştirir.

İyonlaştırma hava yoluyla taşınan alerjilere duyarlı olanları olumlu yönde etkiler. (Dr. Albert, P.Krueger, Dr.Richard, F.Smith)

Enerjimizin %56'lık kısmını soluduğumuz havadan elde ederiz.

Normal bir insan, doğal fiziksel aktiviteler boyunca, her gün yaklaşık 37 libre (pound) hava solur.

Günün birinde kapalı alanlarda nemliliği düzenlediğimiz gibi iyon seviyesini de düzenleme ihtiyacı duyacağız. (Dr. Krueger)

Eksi iyonlar hacmi daha geniş hücre çekirdeği yaparlar. Oksijeni çekmek ve kullanmak için kapasitemizi geliştirirler.
(Dr. Gualaterotti Milan Üniversitesi)

İçeriğinde sürekli olarak, yeterli sayıda küçük negatif iyon bulunan hava, mikro-kirlilik oranı çok düşük ya da hiç olmayan ve de hep öyle kalacak bir havadır.(Prof. Dr. Jacques Breton)

En eski çağlardan beri doğa uygarlıklarında bir inanç vardır. İnsan sağlığının üç temelinden biri nefes almakla ilgilidir.

O eski çağlarda soluduğumuz hava ''hayatın kaynağı'' olarak adlandırılmıştır. Örneğin orman, dağlar, şelale ve deniz kıyıları gibi yerlerde insan kendini çok iyi hisseder.

Oralarda hava çok temizdir. Hafif nefes alınır, yorgunluk çabuk atılır, derin ve rahat uyunur. Büyük şehirlerde yaşamaya zorlanan bizler, hava kirliliğinin sağlığımızı ne kadar kötü etkilediğinin farkında değiliz.

1930'lu yıllarda ünlü kas biyofizikçi Aleksandr Çijevski sağlıklı havanın en önemli temel öğesinin ekolojik temizliğinde değil, eksi elektronlarla yüklü olması, varsayımı üzerine savunduğu bu teoriyi desteklemek üzere bir deney yapmıştır.

İki farklı odada deney hayvanlarını kapatarak, onlara yiyecek, su, temiz hava ve ısı gibi mükemmel yaşam koşullarını sağlamıştır. Birinci odada hava özel vanadan geçerek kimyasal içeriğini değiştirmeden, sadece elektrik yükünü sıfırlamaktadır. Bir kaç gün sonra birinci odadaki hayvanlar keyifsiz, iştahsız, yaşam isteğini yitirmiş ve hayat göstergeleri düşerek, 20-30 gün içinde ölmüşlerdir. Diğer yandan ikinci odada aynı şartlarda eksi elektrik yükü bol olan havayı soluyan hayvanlar sadece hayatta kalmamış aynı zamanda tüm biyolojik ve fizyolojik fonksiyonları da artmıştır.

Böylece A. Çijevski havadaki eksi iyon yetersizliğinin çok sayıda hastalıkların temel nedeni olduğunu ispatlamıştır. 70'li yıllarda bilim dünyası gereken dikkati A. Çijevski'nin teorisine yönelterek, NASA laboratuvarları başta olmak üzere bu deneyler defalarca başarıyla tekrarlanmış ve A. Çijevski'nin teorisi kabul edilmiştir.


Tuzla ilgili bilimsel araştırma sonuçları:


1-) New York’tan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre % 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tespit etmişti.
(Nhp. 7.2001.1072)

2-) Dünyada en çok tuz kullanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.

3-) Prof. Dr. K. Stupe (Kassenarzt 4.1997) az tuz alan yaşlılar üzerinde araştırmalar yapmıştır.
Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsantrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti görüldüğünü tespit etmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda colapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tespit etmiştir.
(Nhp. 7.2001.1072)

4-) Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormallikleri, yorgunluk, baş ağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara sebep olur.

5-) Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkilere sebep olabileceğini beyan etmiştir. (NM.10.95.44)

6-) New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tespit etmiştir.


İYON NEDİR?

            İnsan sağlığı üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olan iyonlar bir ya da daha çok artı ve eksi elektrik yüklü atomlara ya da atom gruplarına verilen ortak isim. Artı yüklü iyonlara katyon, eksi yüklü iyonlara ise anyon deniyor. İyonlar, nötr atomlara, moleküllere ve başka iyonlara elektron katılması ya da eksiltilmesi, iyonların başka parçacıklarla birleşmesi, iki atom arasındaki ortaklaşım bağının, bağın her iki elektronunun da atomlardan birinde kalacak biçimde parçalanması yoluyla oluşuyor.

            Eksi iyonlar havadaki oksijen molekülünün elektron almış halidir. Eksi iyonlar rüzgar, güneş ışını, şelale, sağanak yağış tarafından doğal olarak üretilmektedir. Bazı yerlerde havanın dinlendirici ve ferah olması havada eksi iyonların yoğunlaşması ile oluşur.

            Artı iyonlar ise havadaki oksijen molekülünün elektron vermiş halidir. Bu artı iyonlar sigara, sağlığa zararlı gazlar, iletişim ağı, uydu, baz istasyonları, televizyon, bilgisayar, cep telefonları, klima, fan gibi alet ve cihazlar tarafından üretilmektedir.

            Alerji, nefes darlığı, dermatolojik hastalıklar, mikrobik enfeksiyonlar, uykusuzluk, zihinsel yorgunluk, stres, depresyon, kas yorgunluğu, yaşlanma... Şehirde yaşayanların sıkıntıları, insanı mutsuz eden bu hastalıkların nedenini, bundan yıllar önce ünlü fizik uzmanı Prof. Dr. Jacques Breton şöyle açıklamıştı: “Negatif iyonların yeterli miktarda şehir içinde bulunmaması.”

            Alerji problemleri, nefes darlığı, dermatolojik hastalıklar, mikrobik enfeksiyonlar, uykusuzluk, zihinsel yorgunluk, stres, depresyon, kas yorgunluğu, yaşlanma... Şehir ortamında ‘hapsedilmiş’ tüm insanların yakın ya da uzak ama tanıdık sıkıntıları. İnsanı mutsuz eden bu hastalıkların nedenini ise, bundan yıllar önce ünlü fizik uzmanı Prof. Dr. Jacques Breton, annesinin astım hastalığına çözüm ararken buldu.

            Havadaki pozitif iyonların, negatif etkileri tüm dertlerin temelini oluşturuyordu. Pozitif iyonların negatif etkilerini yaratan başlıca nedenleri ise Breton şöyle sıralamıştı:

         Kapalı ve klimalı ortamlar, uzun süre şehir içinde araba kullanmak, sentetik koltuk döşemeleri, elektromanyetik aletler, dev ekran televizyon, video, telefon santrali, fax, fotokopi makinaları ve aşırı toz.
Teknoloji çağında, sağlıklı yaşamak adına bu aletlerden vazgeçilemeyeceğine göre geriye bir tek yol kalıyor: ‘‘Havadaki pozitif iyonları yok edecek, parçalayacak negatif iyonları üretmek.’’

            Araştırmalar bu iyonların su bazlı olduğunu ve daha çok şelalelerin etrafında ya da çok derin denizlerde ortaya çıktığını ortaya koydu. Breton ise çok geçmeden Bircard Kanunu olarak bilinen ‘‘İçeriğinde sürekli olarak, yeterli sayıda küçük negatif iyon bulunan hava, mikro-kirlilik oranı çok düşük ya da hiç olmayan ve de hep öyle kalacak bir havadır’’ ifadesini kanıtladı. Çalışmaları sonuç veren Breton, annesini astımın pençesinden kurtaramadı ancak insan sağlığında devrim yapabilecek buluşlara imza attı.
Yaşlanmayı da önleyen ancak strese birebir çözüm olarak sunulan negatif iyonların gücünü keşfeden bilim adamları ise peşpeşe deneyler yapıyorlar.

Toz ve Bakteriyi Azaltıyor

            Bu deneylerden belki de en önemlisi Finlandiya Helsinki Üniversitesi laboratuvarında uzman fizikçiler ve biyologlar tarafından yapılan oldu. İyonizörlerle donatılan bir alanda, piliçlere, ölümcül etkisi olan ‘newcastle hastalığı’ enjekte edildi. Sadece hastalığın enjekte edildiği hayvanlar ölürken diğerlerinin yaşamaya devam ettiği gözlemlendi. Deneyin sonunda açıklanan rapor ise ilgi çekici: ‘‘Yapay hava iyonizasyonunun, ya mikroplu aerosol (havada asılı parçacıkların) oluşumunu etkiyerek veya bunların bozunumunu hızlandırarak, hava yolu ile taşınan belli bazı enfeksiyonlardan hayvanları koruyabileceği göstermektedir.’’
           

            Hastalıkların çok çabuk bulaştığı kreşlerde de iyonizerlerin kullanılmaya başlandığına dikkat çekerek, negatif iyonların insanlar üzerindeki olumlu etkilerine başka örnekler veriyor. Sadece bulaşıcı hastalıklarda değil yanık ve plastik cerrahi servislerinde de yapılan deneylerin olumlu sonuçlar verdiğini belirten araştırmacılar, Türkiye'de bir hastanede yapılan bir çalışmada yoğun bakım ünitelerine konulan iyonizörlerden sonra ortamda yüzde 84 toz ve bakteri oranın azaldığının saptandığını söyledi.

            Ancak sadece hastane ortamlarında değil, oturma odaları, işyerleri, çalışma salonları ve yatak odalarında da solunan hava sıklıkla tehlikeli olabiliyor. Bunun nedenini, insan sağlığına yararlı negatif iyonların metal, plastik ya da naylon eşyalar tarafından kolayca emilerek yok edilmesi olarak açıklayan araştırmacılar, şehir içindeki havanın ise diğerlerine göre 100 ile 500 kere daha kirli olduğunu hatırlatıyor. Bu ortamların yaşlanmayı hızlandırması, tansiyon problemleri ortaya çıkarması yanı sıra unutkanlığı da desteklediğini ise ABD Minesota Üniversitesi Birleşik Devletler Ordusu Biyoloji Laboratuvarı'nda yapılan deneylerin sonuçları gösteriyor: ‘‘Kir ve mikropların yoğun olduğu ortamlarda baş gösteren sağlık sorunlarını negatif iyonlar giderebiliyor.’’

            Negatif iyonların tüm dertlere deva olabileceğini düşünmek doğru değil. Ancak, seralarda sebze ve meyveleri zamanından önce olgunlaştıran, deri üstündeki lekelerini ya da yara izlerini kısa sürede geçiren, sinüzit, migren gibi baş ağrılarını hafifleten ve bugün otomobil sektöründen saat fabrikalarına, futbol takımlarından ünlü Hollywood yıldızlarının evlerine kadar giren negatif iyonları hafife almamak gerekiyor.


Nasıl bir ortamda yaşıyorsunuz?


            Dünyanın birçok yerinde 75 yıldır tedavi amaçlı olarak yararlanılan negatif iyonlar, alerji, astım, deri hastalıkları, mikrobik enfeksiyonlar, uykusuzluk, zihinsel yorgunluk, stres, depresyon, kas yorgunluğu ve yaşlanmaya karşı olumlu sonuç veriyor. Ancak bilim adamları özellikle şu ortamlarda negatif iyonların gücünden yararlanılmasını tavsiye ediyor:

  • Şehir içinde veya dışında çok uzun süre araba kullananlar
  • Kapalı ve klimalı ortamlarda çalışanlar
  • Sentetik koltuk döşemelerinde elektronik aletlerle vakit geçirenler
  • Dev ekranlı televizyon, faks, fotokopi aletleri ile çalışanlar
  • Aşırı tozlu ortamlarda çalışan ya da yaşayanlar

Japon Denizinden kozmetiğe

Dünyanın değişik laboratuvarlarında yapılan araştırmalar, negatif iyonların insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu ortaya çıkardı. Uzun süredir ürünlerinde negatif iyonlara yer veren Japonlar, bu iyonları ünlü Japon kozmetolog Shu Uemura'nın büyük bir ada olan Kyoto'ya yaptığı yolculukla keşfetti. Uemura, su yüzeyinden 300 metre derinde, güneş ışınlarından ve kirlilikten uzak bu sularda yüksek miktarda magnezyum ve oligo-elementler buldu. Bu elementlerin birleşiminin ve elektrik yükünün hücrelerin içinden geçen serumla uyum sağladığını kanıtladı. Başka bir deyişle Japon denizinde ortaya çıkan negatif iyon yüklü bu su, hücrelerin temizlenmesinde ve canlanmasında çok önemli bir rolü var.

Trafik canavarına da çare olabilir

Her yıl, trafik kazalarında yüzlerce ölü veren Türkiye için havaya negatif iyonlar yayan aletler çözüm olabilir. Prof. Dr. Jacgues Breton, iyonizörlerden araba, kamyon, ambulans, otobüsler ve uçakların da yararlanabileceğini söylüyor. Çünkü yapılan araştırmalarda iyonizörlerin stresi azaltarak dinginlik verdiği ve yorgunluğa karşı daha yüksek direnç sağladığı ortaya çıktı. Bugün birçok ülkede tırların içine iyonizörler yerleştiriliyor. Büyük otomobil firmaları yeni tasarımlarında bu aletlere yer veriyorsa, ülkemiz yöneticilerinin de ‘‘her arabaya bir iyonizör’’ fikri üzerinde ciddi olarak düşünmesi gerekebilir.


EKSİ İYONLARIN FAYDALARI

Eksi iyonlar soluduğumuz havadaki tozları, polenler ve bakterileri temizlerler. Bunun yanı sıra alerjik rahatsızlıklara, yorgunluk hissine, cilt rahatsızlıklarına, migren sorununa, bağışıklık sistemi zayıflığına, soğuk algınlığına, saman nezlesine, mevsimsel rahatsızlıklara birebir faydaları bulunmaktadır.

Havadaki koku ve nemi azaltmakta rahat bir uyku ortamı sağlamakta, zararlı dumanların (sigara, egzoz vs.) etkilerini azaltmakta, ayrıca kandaki serotonin değerlerini düşürmektedir, yaraların iyileşmesini hızlandırmaktadır. Diğer bir faydası ise, kişinin gücünü, konsantrasyonunu zinde kalmasını, bununla birlikte anlama ve öğrenme gücünün de artmasını sağlamaktadır. Eksi iyonların fazla olduğu yerler; şelale kenarları, geniş yeşil rüzgarlı vadiler, ormanlar, artezyen çevreleri, yüksek dağlar,rüzgarlar, güneş ışını, dalga, sağanak yağmurlar.


Kaç çeşit  tuz vardır?

    Tuzu, günümüz tuzu ve eski denizlerin tuzu olarak  ikiye ayırmak gerekir.  Rafine tuz hayatın bir parçası olarak karşımıza çıksada onu kimyasal bir bileşen olarak  tanımlamak daha doğrudur. 

    Bize sofra tuzu diye dayatılan aslında bir tuz değil kimyasal işlem görmüş saf sodyum klorürdür. İşte bu nedenle tüm tıp doktorları tuzdan uzak durun der. Bize aman tuzdan kaçının derken, gerçek tuzun ne olduğunu bildiklerinden değil, sadece rafine edilmiş tuzun zararlı etkilerini bildiklerinden söylerler. 

a. Deniz tuzu

b. Kaya tuzu

c. Kristal tuz

a.Deniz tuzu: Deniz tuzu özellikle deniz kenarlarında yapılan göletlerde, deniz suyunun kurutulması sonucu elde edilir. Ancak bugün denizlerin sanayi artıklarıyla kirlenmesinden dolayı, denizden elde edilen tuzlar da rafine edilmektedir. Bu sebepten, rafine edildikten sora, tuzun kaynağı nereden olursa olsun, hiçbir anlamı ve özelliği kalmamaktadır. Rafine edilmiş tuzun kaynağı ne olursa olsun, canlı için bir zehirdir.

b.Kaya tuzu: Kaya tuzu eski denizlerin kuruması sonucu oluşmuştur. Mineral bileşimi açısından, oluştuğu denizin mineral bileşimini taşır. Kaya tuzu milyonlarca yıl yaşında olduğu için hiçbir çevre kirlenmesinin etkisi yoktur.

c.Kristal tuz: Dünyanın çeşitli bölgelerinde milyonlarca yıl yüksek basınç altında kalan kaya tuzları kristalleşirler. Kristal tuzlarını kaya tuzlarından ayıran en büyük özellik, basınç altında molekül yapısı yoğunlaşarak küçülmüş olmasıdır. Bu ince molekül yapısı kristal tuz iyonlarının hücre zarından hücreye girmelerini kolaylaştırır.

    Dünyanın en iyi kristal tuzlarından birisi de Himalaya tuzu olarak bilinen Himalaya kristal tuzudur.

 Rafine edilmiş  tuz (NaCI) nedir?

     Sanayide kullanım için deniz ve kaya tuzları yüksek ısı altında rafine edilir. Rafine edilirken tuzun içerisinde bulunan Sodyum ve Klorür'ün dışında, diğer bütün elementler ve iz elementleri çeşitli kimyasal ve fiziksel süreçten geçirilerek ayrıştırılır.

    Ancak bu insan vücudunun ihtiyacı olan tuz değildir. Çünkü Sodyum klorür (Sofra Tuzu) insan vücudunda da kendi başına agresif reaksiyonlara girer. Bu da vücudun kimyasal işleyişini bozar. Bu nedenle vücut sofra tuzunu agresif bir madde olarak algılar ve hemen vücuttan dışarı atmaya çalışır. Bunun dışında yıkama ve temizleme sırasında alüminyum hidroksit , topaklanmayı önlemesi ve nem çekmeme özelliği için alüminyum silikat ve iyot ilavesi için potasyum iyodat eklenir. Son yıllarda yapılan araştırmalar beyne en çok zarar veren ağır metaller arasında alüminyuma işaret ediyor. Bilim adamları ağır metallerin en fazla rafine edilmiş tuz yolu ile bedene alındığını belirtiyorlar.

    Vücutta suyu tutan madde sudur ancak su tutmaması için adeta teflonlanan rafine tuzu vücut adeta agresif bir madde olarak algılıyor. Tuz ihtiyacını gideremediği gibi bir de bu maddeden kurtulmak içinde su harcıyor yada hücre dışında saklayarak yıllar sonra ortaya çıkacakk hastalıklara hazırlık yapıyor. Hücre içine su taşınamayınca o ortama oksijen gitmiyor ve dolayısıyla oksijensiz yaşam başlıyor ki günümüz tıbbı buna kanser adını veriyor. Rafine tuzla beslenmenin yol açtığı rahhatsızlıkların başında  yüksek tansiyon, romatizmal rahatsızlıklar, birçok  kanser çeşidi geliyor.

HİMALAYA KRİSTALİ

    Vücudun yapı taşlarından biri olan mineral tuzların doğallığı ve kullanım biçimi sağlımızı derinden etkilemektedir.Tıp bize hastalıkların oluşma sürecine bakıldığında en önemli etkenin vücut hücrelerinin dengesinin bozulmasını gösteriyor.Hastalıkların sebebini kısaca asit –baz dengesinin bozulmasıdır diyebiliriz..Vücudumuzun yaklaşık % 75-80 sudur. Ancak saf su değildir.Tüm vücut sıvılarımız hatta tüm vücudumuz aslında tuzlu sudan oluşmaktadır.Hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan enerjiyi ve vücut içi iletişimi sağlayan unsur tuzlu sudur. Bu açıdan bakınca vücut dengesini yitirdiğinde bize suyu ve tuzu işaret etmektedir.Yeterince su içerek  ve doğru mineralli tuzu kullanarak bu dengeyi tekrardan kurabiliriz.

HİMALAYA KRİSTALİ VÜCUDUNUZUN KENDİNİ İYİLEŞTİRME MEKANİZMASINI HAREKETE GEÇİRİR

DENGESİNİ BULMUŞ BİR BEDEN KENDİNİ İYİLEŞTİRMEDE USTADIR.

•  Düzensiz kalp atışları stabilize olmasında

•  Su ile birlikte, kan basıncını düzenlenmesinde.

•  Özellikle vücut hücreleri, beyin hücrelerinde  oluşmuş asitin temizlenmesinde

•  Kan şekeri düzeylerini dengelenmesinde

•  Vücut hücrelerinin hidroelektrik enerji üretiminde 

•  İletişim ve bilgi işleme için sinir hücrelerinin iletkenliğinin arttırılmasında

•  Bağırsak yoluyla besinlerin emilimini arttırılmasında

•  Özellikle astım ve akciğer rahatsızlıklarında

•  Sinüs tıkanıklığının temizlenmesinde

•  Uyku düzeninin kurulmasında

•  Kalıcı kuru öksürüğün giderilmesinde

•  Gut hastalığında

•  Cinsellik ve libido korumada

•  Varisli damarlar ve örümcek damarların önlenmesinde

•  Duygusal bozuklukların tedavisinde

•  Serotonin ve melatonin, bilinen antidepresan nörotransmitterlerin korunmasında 

•  Kas dokusunun  ve gücünün korumasında

•  Aşırı terlemenin önlenmesinde

•  Kemik yapısının güçlendirilmesinde

•  Kas kramplarının önlenmesinde yardımcı olur

Neden Himalaya Kristal Tuzu?

300 milyon yıl önce ki denizlerin saflığını ve doğallığını taşır Yüksek basınç altında elmaslaşarak saflaşmıştır.Vücudun temel maddelerinden biri olan mineral tuzlardandır. İçeriğinde bulunan 84 iz element  ve vücudun ihtiyaç duyduğu tüm mineralleri içerirSuların mineral yapısını zenginleştirmede  kullanılabilir. Doğallığının korunabilmesi için insan gücüyle çıkarılır.Herhangi bir kimyasal işlemden geçmez ve hiçbir katkı maddesi içermez.İnsan vücudu su ve tuzdan oluşmuştur ve bu özellikleriyle Himalaya Tuzu insan vücudu için en uygun tuzdur.

Kristal Tuzlu Su Nasıl Hazırlanır?

Kristal tuzlu su çözeltisi nasıl hazırlanır?

    Birçok alandan kullanılmak üzere önce kristal tuzla doymuş bir çözelti hazırlanır. Bu çözelti hemen her tuzla su kullanım biçimi için temel teşkil edeceğinden, nasıl bir doymuş çözelti hazırlanır onu görelim. Hazırlayacağımız bu doymuş tuzlu suyu çok amaçlı kullanabilirsiniz. Asıl tuzlu su içme kürü için hazırlanır. Buna karşın yemek yapmada kullanabilirsiniz. Kavanozdaki su tükendiği zaman, içinde kristal tuz bulunduğu sürece, tekrar tekrar üzerine su katabilirsiniz.

Tuzlu Su Doymuş Çözeltisi Hazırlanışı:

  • Temiz bir kavanozun içine birkaç parça kristal tuz koyun

  • Tuzların üzerini örtebilecek kadar, kaynak suyu dökün.

  • Yaklaşık iki saat sonra, eğer tuzlar tamamen erimişse, biraz daha tuz koyun

  • Tuz suda ancak %26 oranında çözülür ve bu bir doymuş çözeltidir.

  • Kavanozun kapağının plastik olmasına dikkat edin. Çünkü metaller elektrik ve ışık enerjisini kendi bünyesinde toplarlar ve ayrıca çok çabuk paslanır.

Tuzlu su içme kürü nasıl yapılır ?

     Her akla gelende su içmek gereklidir, ancak bu istenilen sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Özellikle kanser, yüksek tansiyon, astım ve aşırı kilolardan kurtulmak için değil, aynı zamanda, hastalıkları ve erken yaşlanmayı önlemek için, bir ömür boyu yapılması gerekir. Ancak böylelikle insan hastalıklardan kendini koruyabilir. Tuzlu su ile yapılacak içme kürü aşağıdaki gibidir.

     Sabahleyin alacağınız tuzlu suyun önemi şurada; vücuttaki su miktarı tuz belirler. Çünkü su alındığı zaman, natrium iyonları su ile birleşerek hücre zarından dışarı taşınır. Bu şekilde vücutta su toplanır. Eğer vücudunuza tuz almazsanız, su vücudumuza hiçbir fonksiyon üstlenmeden dışarı çıkar. Yemeklerden önce içeceğiniz su, hücrede elektrik enerjisi üretir. Böylelikle vücut gereksiz yemek yeme isteğini ortadan kaldırır. Su vücudu terk ederken zehirli atıkları dışarı taşır. Böylelikle vücudun asit – baz dengesini yeniden kurar.

     Yemeklerde içeceğiniz su ise sindirim sistemine yardımcı olur. Yiyeceklerin hidrolizini kolaylaştırarak vücuda girmesini kolaylaştırır. Şunu unutmamak gerekir ki, ancak su içerisinde çözülebilen yiyecekler vücuda girebilir.

     Tuzla su içme kürünün hemen her sağlık sorusuna karşı kullanılması gerekir ve oldukça güzel su verir. Sebebi ise daha öncede söylenildiği gibi, vücudun en önemli enerji ve mineral açığını kapatır. Diğer taraftan ise vücutta yıllardır birikmiş toksinlerden kurtarır.

      Yalnız böbrek rahatsızlığı, kalp rahatsızlığı ya da kan dolaşımı sorunları olanların, yıllarca su içmeden bir günde 2,5 litreye çıkarmaları sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, bir hafta içerisinde yavaş yavaş artırmakta fayda vardır. Böylelikle vücuda bu yeni değişmeye ayak uydurma fırsatı sağlanır.

      Tuzlu su küründe her şeyden önce suyun kalitesi ve sürekliliği önemlidir. Sadece su içmek istediğiniz zaman değil, kurala uygun olarak içmek gerekir. Özellikle yemeklerden yaklaşık yarım saat önce içilen su, vücuda en yararlı sudur.

      Tuzlu su içme kürü sadece hastalıklara karşı ya da sadece hastalık bitinceye kadar anlaşılmamalıdır. İnsanın yalnızca kaybedilen sağlığın geri getirilmesi için değil, var olan sağlığımızı korumak için de tuzlu su içme kürü yapmamız gerekir.

      İnsanoğlu normal koşullarda dünyaya sağlıklı gelir. Nasıl ki dünyaya gelinceye kadar ana rahminde tuzlu su içerisinde büyürse, ölünceye kadar da bu tuzlu suya ihtiyaç duyar. Daha öncede belirttiğimiz gibi su ve tuz yaşayan canlı için en önemli besin kaynağıdır. Ne tuzu tatlandırıcı olarak nede suyu, susadığımız zaman içmemiz gereken bir madde olarak görmek gerekir. Her gün ama her gün susayalım, vücudun ihtiyacı olan suyu ve tuzu almamız gerekir. Sağlıklı ve dengeli gelişmelerini sağlamak için, çocuklarımıza da su içmeyi öğretmemiz gerekir.

      Himalaya kristal tuzuyla, sağlığınızı korumak ya da geri kazanmak için tuzlu su kürü uygulamaya başladığınız zaman, evinizdeki rafine edilmiş tuzu da hemen mutfağınızdan uzaklaştırmanız gerekir. Yoksa bir taraftan, hazır yiyeceklerde aldığımız tuz, öbür taraftan evde kullanılan rafine edilmiş tuz, yaptığımız kürün doğru sonuçlara ulaşmasını engeller.

Sürekli içilecek tuzlu su kürü vücutta şu değişimleri destekler:

  • Vücudun asit ve baz dengesini olumlu etkiler.

  • Vücudun elektrik yükünü olumlu etkiler.

  • Dolaşım sistemini ve organlarını olumlu etkiler.

  • Kan basıncının düşmesine sebep olur.

  • Vücutta biriken toksinlerin ve ağır metallerin dışarı atılması sağlar.